Life In A Bottle

Hani bal kasesini yıkamak gerekir ya ve bunun için balın yıkanmadan önce kaseden akıtılması lazımdır. Ters çevirip bekleyince, beklenir; akmaz kolay kolay. Beklenir, beklenir. İnatla o son damla ve onun damlaması beklenir.  İşte serumda böyle birşey. 

Damla damla ama hızlı ve sonu gelmezdir onun akışı. Tıpkı ateşi izlemek gibi bakakalır insan ona. 

Ben de bakıyorum şimdi ona. Damlıyor, damlıyor. Ama torba hala yarısında. Bitmiyor. 

Doktor söyledi, serum bitince gidebileceğimizi. Bekleşiyoruz. Ama ilginç de bir huzur var. Doktorlar var, hastanenin bütün imkanları var. Hiçbirşey olmaz burada. Çok emniyetli. Hiç bir şeyin sorumluluğu yok burada.

 Hastayız işte, acilde, dünyanın hiç birşeyi ilgilendirmiyıor.

Sihirli bir sıvı akıyor damarlardan içeri. İnsanın vücudunu rahatlatıyor. Huzur geliyor.  Uyku geliyor. 

Damlalar damlıyor ardı ardına. Göz kapakları da ağırlaşıyor. Damlalar düştüklerinde sıçratıyorlar. Düştükleri yer yeşil su. Herhalde suyun altında yosunlar çok. Ondan su yemyeşil. İçinde balıklar da var galiba. Suyun damladığı yerdeki su zıplamasını yiyecek birşey zannedip toplanıyorlar.  Kırmızı ve göbekli balıklar bunlar. Yavruları da var. Küçük tombul kırmızı bebekler.

Ama bunlar tatlı su balıkları. Soğuk sudan hoşlanmazlar. Ölürler soğuk suda.

Elimi soktum suya. Sıcak. Huzurlu bir sıcak. Ama durgun. Nereden gelirki bu sıcak su dağın başında. 

Hava niye ilginç acaba burada. Aldığım nefes yetmiyor gibi. E normal aslında dağın tepe…..

14 Mayıs 2017

Ankara

Reklamlar